Bir Ülkenin Kendi Çocuklarına Kapatıp Başka Kıyılara Akıttığı Hazinenin Masalı…
Bir Ülkenin Kendi Çocuklarına Kapatıp Başka Kıyılara Akıttığı Hazinenin Masalı…
Bir Ülkenin Kendi Çocuklarına Kapatıp Başka
Kıyılara Akıttığı Hazinenin Masalı…
Bir varmış, bir yokmuş… Evvel zaman içinde, kalbur saman
içinde, dağları taşları bereket, kıyıları cennet, tarihi bin yıllık bir diyar
varmış. Bu diyarın adı Türkiye imiş. Bu memleketin öyle denizleri varmış ki
mavisi göz alır, öyle toprakları varmış ki ekilse zümrüt, biçilse altın
fışkırıverirmiş. Ama fehva-yı caiz, bu güzel ülkenin çocukları kendi gök
kubbesi altında soluklanmayı, kendi sahillerinde serinlemeyi unutur olmuşlar.
Son beş koca yıl boyunca, bu toprağın evlatlarından tam 1
milyon 400 bin insan—ki her biri birer katre candır—cüzdanlarını koltuklarının
altına alıp karşı kıyılara, Ege'nin öteki yakasına göç etmişler. Sadece turizm
denen o sihirli ve acımasız çarkta, o komşu ellerde tam 2,8 milyar avro
bırakmışlar. Bugünkü kurun o ağır ve keskin terazisiyle tartıldığında, bu rakam
tam 100 milyar liralık devasa bir hazineye, sihirli bir servete
dönüşmüş.
İşte hikâyenin en acı, en hüzünlü ve bir o kadar da kara
mizah dolu kısmı tam burada başlıyor. Çünkü o 100 milyar lira, bu topraklardan
alınıp yabancı ellerin bahçelerine saçılmasaydı, bu diyarın topraklarında neler
doğar, hangi hayaller gerçeğe bürünürdü biliyor musunuz?
Eğer o altın değerindeki hazine bu topraklarda
kalsaydı;
- Bu
diyarın dört bir yanındaki çocukların neşeyle koşacağı tam 1.000 adet
yepyeni, pırıl pırıl 24 derslikli okul kurulur, her bir sınıfta istikbalin
kandilleri yanardı.
- Borcu
harcı düşünen, evine ekmek götürmekte zorlanan tam 500 bin fakir
fukaranın, garip gurebanın başını sokacağı sıcak yuvalar, bacası tüten
evler inşa edilirdi.
- Geleceğin
alimleri, mucitleri, dahi beyinleri ve süper zeka çocukları için öyle
devasa laboratuvarlar ve araştırma bütçeleri ayrılırdı ki, dünyanın en
ileri teknolojileri bu topraklarda tasarlanıp üretilirdi.
- Tam
1 milyon gencin bir yıllık eğitim masrafı, bursu ve istikbal desteği bu
parayla karşılanır, hiçbir ana baba "Çocuğumu okutamadım" diye
boynunu bükmezdi.
- Fabrikalar
bacalarını tüttürür, gençlerin gözü başka ellerde kalmasın diye yüzlerce
yeni sanayi tesisi, üretim üssü bu topraklara mühür gibi vurulurdu.
Fakat ne yazık ki bu masalın sonunda parıltılı hazineler
karşı kıyılara akmış; bu toprağın çocuklarının tatil hayali, komşu ülkenin
kasalarında rızka dönüşmüştür. Şimdi kalemi eline alanlar, bu gerçeğin hem
teknik hem de acı tablosunu yüzümüze vurmak zorundadır. İşte o hazinenin nereye
gittiğini, bu sistemin neden sürdürülemez olduğunu anlatan o derin ve sarsıcı
gerçekler tablosu:
TÜRK TURİZMCİLERİNE & DEVLET YETKİLİLERİNE
UYARI: KENDİ VATANDAŞINI YUNANİSTAN'A GÖNDEREN SİSTEM SÜRDÜRÜLEMEZ!
Türkiye'nin turizm sektörü artık önündeki tabloya başka
türlü bakmak zorunda. Çünkü mesele artık birkaç Türk vatandaşının hafta sonu
Sakız'a, Midilli'ye, Kos'a veya Rodos'a gitmesi değildir. Mesele, Türkiye'nin
kendi vatandaşına tatil yaptıramayacak kadar pahalı hale gelmesi ve bunun
sonucunda milyarlarca liralık ekonomik hareketin sınırın hemen ötesindeki
Yunanistan'a yönelmesidir. Üstelik söz konusu ülke, Türkiye ile Ege Denizi'nde
egemenlik, deniz yetki alanları, kıta sahanlığı, karasuları ve adaların statüsü
gibi birçok başlıkta ihtilaf yaşayan Yunanistan'dır. Türkiye Dışişleri
Bakanlığı, Ege'deki deniz yetki alanları, karasuları, kıta sahanlığı ve Doğu Ege
adalarının askerden arındırılmış statüsü gibi konuların iki ülke arasında devam
eden sorunlar olduğunu açıkça ortaya koyuyor. Yunanistan'ın 2025'te ilan ettiği
Deniz Mekânsal Planı konusunda da Türkiye, bazı alanların Türk deniz yetki
alanlarını ihlal ettiğini belirterek itiraz etti. Şimdi bütün bunların üzerine
başka bir gerçek daha ekleniyor: Türkiye'den milyonlarca turist Yunanistan'a
gidiyor ve parasını orada harcıyor. İşte asıl tartışılması gereken konu budur.
TÜRKİYE'NİN TURİSTİ KENDİ ÜLKESİNDE NEDEN TATİL
YAPAMIYOR?
2025 yılında yaklaşık 1 milyon 400 bin Türk vatandaşı
Yunanistan'ı ziyaret etti. Aynı yıl Yunanistan'dan Türkiye'ye gelen turist
sayısı ise yaklaşık 800 bin oldu. Yani iki ülke arasındaki turizm hareketinin
yönünde ciddi bir dengesizlik ortaya çıktı. Bu rakamlar T.C. Dışişleri
Bakanlığı'nın güncel ülke ilişkileri bilgilerinde yer alıyor. 2024'te ise
yaklaşık 1,2 milyon Türk ziyaretçinin Yunanistan'a gittiği ve Türk turistlerin
Yunanistan'da yaklaşık 1 milyar avro harcadığı belirtilmişti. Yaklaşık 1 milyar
avro! Sadece bir yılda! Bu para Yunanistan'da otellere, restoranlara, feribot
şirketlerine, marketlere, taksilere, eğlence işletmelerine, yerel üreticilere
ve diğer hizmet sektörlerine dağıldı. Peki aynı para Türkiye'de kalsaydı? Türk
otelinde kalacaktı, Türk restoranında yenilecekti, Türk marketinden alışveriş
yapılacaktı, Türk çiftçisinin ürettiği ürün alınacaktı, Türk şoförüne ödeme
yapılacaktı, Türk çalışanına maaş olarak dönecekti, Türkiye'de vergi ve
ekonomik hareket oluşturacaktı. İşte mesele tam olarak budur.
YUNANİSTAN TÜRK TURİSTİ ÇEKMEK İÇİN NE YAPTI?
Burada dikkat edilmesi gereken çok önemli bir nokta var.
Yunanistan, Türk vatandaşlarının bazı adalara seyahatini kolaylaştırdı. 2024'te
10 Yunan adasında sınırda kolaylaştırılmış vize uygulaması yeniden başlatıldı.
2025'te bu uygulama 12 adaya genişletildi. Bu adalar arasında Midilli, Sakız,
Sisam, Kos, Rodos, Kalimnos ve diğer Türkiye kıyılarına yakın adalar bulunuyor.
Yani Yunanistan Türk turist açısından ulaşılabilirliği artırdı. Türkiye ise
kendi vatandaşının tatil maliyetinin neden sürekli yükseldiğini tartışmak
zorunda kaldı. Burada çok önemli bir soru ortaya çıkıyor: Yunanistan Türk
turist için cazibeyi artırırken Türkiye neden kendi vatandaşının Türkiye'de
tatil yapmasını daha cazip hale getiremedi? Bu sorunun cevabını artık sadece
turizm sektörü değil, ekonomi yönetimi de düşünmelidir.
ÇÜNKÜ MESELE SADECE OTEL FİYATI DEĞİL
Türkiye'nin pahalılaşması yalnızca turizm işletmelerinin
keyfi fiyatlandırmasıyla açıklanamaz. Turizm sektörünün maliyetleri de çok
ciddi biçimde yükseldi. Nitekim TÜRSAB İzmir Bölge Temsil Kurulu Başkanı Kıvanç
Meriç, Türkiye'deki yüksek maliyetlerin otel fiyatlarına yansıdığını ve Türk
vatandaşlarının bu nedenle yurtdışında daha düşük maliyetli tatil seçeneklerine
yöneldiğini ifade etmişti. Fakat tüketici açısından sonuç değişmiyor; vatandaş
faturayı görüyor, Türkiye'de dört günlük tatilin toplam maliyetine bakıyor,
sonra Yunan adasındaki fiyatlara bakıyor ve kararını veriyor. İşte burada
turizm sektörünün artık kendisine dürüstçe sorması gereken soru şudur: Türk
vatandaşına neden kendi ülkesinde tatil yapmayı ekonomik olarak cazip hale getiremiyoruz?
ÇOK DAHA VAHİM BİR KARA MİZAH!
Ortada gerçekten kara mizah sayılabilecek bir durum var.
Türkiye'nin kıyılarında üretilen veya Türkiye'den Yunanistan'a ihraç edilen
bazı gıda ve tüketim ürünleri Yunanistan'daki turizm işletmelerinde
kullanılıyor. Türk turist Türkiye'de pahalı bulduğu bir tatili Yunanistan'da
satın alıyor, sonra o tatilde tükettiği ürünlerin bir bölümü zaten Türkiye'den
ihraç edilmiş ürünlerden oluşuyor! Yani Türkiye'de üretilen mal sınırı geçiyor,
Yunanistan'da turizm hizmetinin parçası oluyor, Türk vatandaşı da gidip o hizmeti
satın alıyor. Sonra para yeniden Türkiye'den çıkıp Yunanistan'da dolaşıyor.
Bunun adı ekonomik açıdan gerçekten kara mizahtır. Ancak buradan “Yunanistan
Türk turistlerin Türkiye'de tatil yapmaması için gizli bir ekonomik savaş
yürütüyor” sonucuna atlamak için elimizde yeterli kanıt yok. Tam tersine,
elimizde doğrulanabilen şey şudur: Yunanistan Türk turist için erişimi
kolaylaştırmış, Türkiye'deki yüksek fiyatlar da bu talebi güçlendirmiştir.
Fakat şu soruyu sormaya hakkımız var: Acaba Türkiye'nin kendi vatandaşını
turizm müşterisi olarak kaybetmesi, Yunanistan'ın uyguladığı turizm
politikaları açısından nasıl değerlendiriliyor? Ve daha önemlisi: Türkiye bu
gelişmeyi neden yeterince stratejik bir mesele olarak görmüyor?
TÜRK VATANDAŞI DÜNYANIN HER YERİNE GİDEBİLİR
Burada yanlış anlaşılmasın; Türk vatandaşı Amerika'ya,
Japonya'ya, Hindistan'a, İtalya'ya, İspanya'ya, Balkanlar'a, Mısır'a, Tunus'a
gidebilir, dünyanın istediği ülkesine gidip parasını harcayabilir. Bu onun
hakkıdır ve kimse Türk vatandaşına “Yunanistan'a gitme” deme hakkına sahip
değildir. Fakat Yunanistan söz konusu olduğunda Türkiye açısından ekonomik ve
stratejik boyutun ayrıca tartışılması gerektiğini söylemek de son derece
meşrudur. Çünkü Yunanistan sıradan bir uzak turizm destinasyonu değil, Türkiye'nin
hemen karşı kıyısındaki komşusudur ve Ege'de Türkiye ile çözülmemiş sorunları
vardır. Türkiye'nin resmi dış politika belgelerinde Ege'deki deniz yetki
alanları, karasuları, kıta sahanlığı, adaların statüsü ve Doğu Ege adalarının
askerden arındırılmış statüsü gibi başlıklar açıkça yer almaktadır. Bu nedenle
Türk vatandaşının Yunanistan'a yaptığı turizm harcamasını yalnızca “tatil
parası” olarak değerlendirmek eksik kalabilir.
EKONOMİK GÜÇ AYNI ZAMANDA STRATEJİK GÜÇTÜR
Burada çok dikkatli ama açık konuşmak gerekiyor. Bir
ülkenin turizm gelirinin o ülkenin ekonomisine, işletmelerine, çalışanlarına ve
kamu maliyesine katkı sağladığı gerçeğini kimse inkâr edemez; ekonomik güç,
devletlerin savunma ve güvenlik kapasitesinin de temel unsurlarından biridir.
Bu nedenle Türkiye'nin ekonomik kaynaklarının başka ülkelerde harcanması, hele
bu ülke ile Türkiye arasında ciddi stratejik sorunlar bulunan bir ülkeyse, kamu
politikası açısından tartışılabilir bir konudur. Bugün bir Türk vatandaşının
Yunanistan'da yaptığı tatil harcamasının “yarın Türkiye'ye karşı kullanılacak
bir silaha dönüştüğünü” söylemek görecelidir ama böyle bir risk var mı? EVET!
Türkiye'den çıkan para Yunanistan ekonomisine gelir yazılır, Yunanistan'ın
ekonomik kapasitesine katkı sağlar ve Türkiye'nin kendi turizm sektörünün
gelirini azaltır. Bu nedenle konu yalnızca duygusal değil, ekonomik ve
stratejik açıdan da ele alınmalıdır.
100 MİLYAR LİRALIK EKONOMİK HAREKET
Son beş yıldaki Türk-Yunanistan turizm hareketi ve mevcut
kişi başı harcama verileri üzerinden yapılan ihtiyatlı hesaplamalar, Türk
turistlerin Yunanistan'da yaklaşık 2,8 milyar avroluk bir harcama hacmi
oluşturmuş olabileceğine işaret ediyor. Yıllık ortalama döviz kurlarıyla
düşünüldüğünde bu yaklaşık 100 milyar TL büyüklüğünde bir ekonomik hacme
karşılık geliyor. Bu rakam resmi bir “beş yıllık Yunanistan harcaması” toplamı
değildir; mevcut verilerden oluşturulan yaklaşık bir hesaplamadır, ama büyüklüğü
anlamak için yeterlidir. Çünkü 100 milyar TL; binlerce sınıf, yüzlerce okul, on
binlerce öğrencinin eğitim desteği, çok sayıda sanayi yatırımı, binlerce yeni
istihdam ve yüzlerce turizm işletmesinin yenilenmesi ölçeğinde ekonomik hareket
yaratabilecek bir kaynaktır. Yani mesele “bir Türk Yunanistan'da yemek yedi”
meselesi değil, ekonomik dolaşımdır.
Son beş yıllık dönemde Yunanistan'a giden Türk turist
sayıları ve mevcut kişi başı harcama verileri üzerinden yapılan ihtiyatlı
hesaplamalar, Türkiye'den Yunanistan'ا yönelen turizm harcamasının yaklaşık 2,8
milyar avro düzeyinde bir ekonomik büyüklüğe ulaşmış olabileceğine işaret
ediyor. Yıllık ortalama kurlar üzerinden düşünüldüğünde bu yaklaşık 100 milyar
TL'lik bir ekonomik büyüklük demektir. Bu para yalnızca otelcinin kasasına
girecek para değildir; esnafın, çiftçinin, fırıncının, şoförün, garsonun,
temizlikçinin, tur operatörünün, ulaştırmacının, gıda üreticisinin, otel
çalışanının ve yerel işletmenin eline geçecek paradır. Yani turizm parası
ekonominin içinde dolaşır, ancak Yunanistan'a gittiğinde ilk ekonomik dolaşım
Türkiye dışında başlar.
100 milyar TL ne demek, biliyor musunuz? Bunu
somutlaştıralım. 2025 yılında çeşitli 24 derslik okul ihalelerinde yaklaşık
60-140 milyon TL arasında sözleşme bedelleri görüldü; örneğin İzmir
Menemen'deki 24 derslikli ilkokul ihalesinin sözleşme bedeli 76,4 milyon TL,
Hatay Belen'deki ilkokulun sözleşme bedeli ise 14 milyon TL oldu.
Dolayısıyla 100 milyar TL'lik ekonomik büyüklük, okul başına 100 milyon TL
varsayımıyla yaklaşık 1.000 adet 24 derslikli okul büyüklüğüne denk geliyor. Bu
okulların her birinde yüzlerce çocuk eğitim görebilir; yüz binlerce çocuğun
eğitim altyapısına dokunabilecek bir ekonomik büyüklükten söz ediyoruz. Bu para
Türkiye'de kaldığında öğretmen istihdamı, kantin, servis, kırtasiye, mobilya,
bilgisayar, temizlik, bakım, güvenlik ve inşaat gibi onlarca sektörde yeni
ekonomik hareket oluşturacaktı.
Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı'nın verilerine göre 2025
yılında OSB altyapı, arıtma ve kamulaştırma projeleri için 88,5 milyar TL
civarında toplam proje tutarı bulunuyordu. Yani tartıştığımız yaklaşık 100
milyar TL'lik büyüklük, Türkiye'nin sanayi altyapısında çok büyük bir yatırım
ölçeğine karşılık geliyor. Üstelik mesele yalnızca beton ve bina değil; fabrika
demek iş demek, maaş demek, ihracat demek, vergi demek, meslek demek, ustalık
demek, teknoloji demek ve gençlerin şehirlerinde kalması demektir. Eğitimde ne
yapılabilirdi? 100 milyar TL'nin tamamını eğitim desteğine ayırdığınızı
düşünün; örneğin öğrenci başına yıllık 100 bin TL'lik bir eğitim desteği
varsayımıyla bu rakam 1 milyon öğrencinin bir yıllık eğitim desteği
büyüklüğüne, yani burs olarak dağıtıldığında üniversite öğrencisine, meslek
lisesi öğrencisine, teknik eğitim alan gence, yurt ihtiyacı olan öğrenciye ve
staj yapan gençlere destek sağlayabilecek devasa bir kaynağa karşılık gelirdi.
Fabrika konusunda ise Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı 2026
yılında imalat sanayine 100 milyar TL büyüklüğünde finansman programı açıkladı.
Programın amacı imalat sanayi işletmelerinin finansmana erişimini
kolaylaştırmak ve istihdamı korumak olarak açıklandı. Şimdi düşünün:
Türkiye'nin bir yıllık büyük ölçekli imalat finansmanı programı büyüklüğündeki
para, beş yılda Türk turistin Yunanistan'da yaptığı harcamaların yaklaşık
hesaplanan büyüklüğüyle aynı seviyeye geliyor. İşte mesele budur.
ASIL TEHLİKE BURADA BAŞLIYOR
Şimdi gelelim en hassas noktaya. Yunanistan bizim
komşumuzdur; Türkiye ile Yunanistan arasında siyasi, ekonomik ve askeri
konularda tarihsel sorunlar ve görüş ayrılıkları vardır. Ancak bugün iki ülke
arasında aynı zamanda ticaret, turizm ve diplomatik temaslar da yürütülüyor.
Nitekim 2025'te iki ülke arasındaki ticaret hacmi 6,66 milyar dolara ulaşırken,
ticaret dengesi Türkiye lehine yaklaşık 4,05 milyar dolar olarak açıklandı.
Dolayısıyla Türk vatandaşının Yunanistan'a yaptığı her turizm harcamasını “yarın
bize atılacak mermiye dönüşüyor” şeklinde birebir ekonomik nedensellik içinde
anlatmak doğru değildir. Ama şu gerçeği de kimse görmezden gelemez: Bir ülkenin
ekonomisi güçlendikçe yatırım kapasitesi, kamu gelirleri ve stratejik
sektörlere ayırabileceği kaynaklar da artar. Dolayısıyla Türkiye'nin turizm
parasını sürekli olarak başka ülkelere kaptırması, sadece turizm sektörünün
kaybı değil, ekonomik güç kaybıdır; ve ekonomik güç ulusal güvenliğin de temel
unsurlarından biridir. Bugün turizm için harcanan para yarın başka ülkenin
ekonomisinde istihdam, yatırım, vergi ve altyapı yaratır, kamu kapasitesine
katkıda bulunur. Bu nedenle meseleye yalnızca “vatandaş tatile gitmiş” diye
bakmak son derece sığdır.
BİR TÜRK TURİSTİN PARASINI KAYBETMEK SADECE BİR
ODA KAYBETMEK DEĞİLDİR
Bir Türk turist Yunanistan'da otel tuttuğunda otel,
restoran, feribot, market, taksi, esnaf ve yerel üretici kazanır; devlet vergi
toplar ve ekonomi büyür. Aynı turist Türkiye'de kaldığında aynı ekonomik
zincirin önemli bölümü Türkiye'de çalışır. İşte turizm sektörünün anlaması
gereken budur; siz yalnızca müşterinizi kaybetmiyorsunuz, müşterinizin ekonomik
zincirini kaybediyorsunuz.
TÜRK TURİZMİCİSİNE AÇIK ÇAĞRI
Artık “Türk turist zaten gelir” devri bitmiştir; gelmez,
gelmek zorunda da değildir. Çünkü dünyanın sınırları açıldı; feribot var, uçak
var, kapıda vize var, Balkanlar var, Yunan adaları var, Mısır var, İtalya var,
İspanya var ve internet var. Türk vatandaşı artık otelin kapısında yazan fiyatı
değil, dünyanın her yerindeki fiyatı telefonundan karşılaştırıyor. Bu yüzden
Türk turizmcisi kendisine şu soruyu sormalıdır: “Ben Türk vatandaşına ne
satıyorum? Sadece yatak mı, yoksa makul fiyatlı bir tatil deneyimi mi?” Çünkü
rakamlar bağırıyor; 2025 yılında Türkiye'de ikamet eden vatandaşların yurtdışı
turizm harcaması 9 milyar 602 milyon dolar oldu, yurtdışına çıkan vatandaş
sayısı 11 milyon 897 bin kişiye ulaştı, kişi başına ortalama harcama 807 dolar
oldu ve turizm gideri bir önceki yıla göre yüzde 24 arttı. Buna karşılık
Türkiye 2025 yılında 65,23 milyar dolar turizm geliri elde etti. Yani Türkiye
bir yandan dünyanın dört bir yanından turist çekiyor, ama diğer taraftan kendi
vatandaşının önemli bir bölümünü yurtdışında harcama yapmaya gönderiyor. Bu
çelişki artık masaya yatırılmalıdır.
TÜRK TURİZMİCİSİ KENDİ MÜŞTERİSİNİ YABANCIYA
BIRAKMAMALI
Bu yazının amacı Türk vatandaşına “Yunanistan'a gitme!”
demek değildir; vatandaşın parasını nereye harcayacağı kendi tercihidir. Asıl
mesaj turizm sektörünedir: Türk vatandaşına Türkiye'de tatil yapabileceği
fiyatı ve kaliteyi sunun. Çünkü vatandaşın cebindeki para sizin müşterinizdir
ve o müşteri Türkiye'de kaldığında otel, restoran, esnaf, çiftçi, şoför,
çalışan ve vergi sistemi kazanır, Türkiye kazanır. Ama vatandaş “Türkiye'de
tatil yapamıyorum” diyerek başka ülkeye gittiğinde kaybeden sadece bir otel değildir;
Türkiye'nin ekonomik dolaşımından bir halka kopmaktadır.
TÜRKİYE'NİN KENDİ VATANDAŞINA SATAMADIĞI TATİL
Türkiye dünyanın en güçlü turizm ülkelerinden biridir;
Akdeniz var, Ege var, Karadeniz var, Kapadokya var, Pamukkale var, Bursa var,
İstanbul var, Antalya var, Muğla var, Çanakkale var, Trabzon var, Mardin var,
Şanlıurfa var, kaplıcalar var, kayak merkezleri var, antik kentler var,
gastronomi var, tarih var, kültür var. Ama bütün bunların bir anlamı olması
için vatandaşın bunlara ulaşabilmesi gerekiyor. Vatandaş kendi ülkesinde tatil
yapamıyorsa, dünyanın en güzel turizm destinasyonlarına sahip olmanın tek başına
anlamı yoktur.
TÜRK TURİZMİCİLERİNE UYARIMDIR
Artık Türk turizmcisi şu gerçeği kabul etmek zorunda: Türk
turist garanti müşteri değildir ve Türk vatandaşının cebindeki para için artık
uluslararası rekabet vardır. Yunanistan bu rekabetin hemen karşı kıyıdaki en
somut örneğidir. 2026'da yayımlanan bir Euronews değerlendirmesinde de Türk
turistlerin Yunanistan'a yönelmesinin arkasında Türkiye'deki yüksek fiyatların
bulunduğu, Yunanistan'ın Türkler açısından daha uygun fiyatlı görüldüğü
belirtiliyor; aynı haberde Bank of Greece verilerine dayanılarak Türk
ziyaretçilerin Yunanistan'daki ortalama harcamasının 303 avro civarında olduğu
aktarılıyor. Bu tablo turizm sektörünün alarm zilidir, çünkü Türk vatandaşı bir
kez “Yunanistan'da daha ucuza tatil yapabiliyorum” kanaatine varırsa bunun
alışkanlığa dönüşmesi mümkündür. İşte o zaman kaybedilen yalnızca bir sezon
değil, müşteri alışkanlığıdır.
TÜRKİYE'DE TATİL YAPMAK YENİDEN CAZİP HALE
GETİRİLMELİ
Hükümetin, Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın, Hazine ve Maliye
yönetiminin ve sektör temsilcilerinin artık bu konuyu birlikte ele alması
gerekiyor. Üstelik konu sadece “otel fiyatlarını düşürün” kadar basit değildir;
enerji maliyeti düşürülmeli, gıda maliyeti kontrol edilmeli, personel
maliyetleri dengelenmeli, vergi yükü gözden geçirilmeli, iç turizm teşvik
edilmeli, erken rezervasyon daha güçlü hale getirilmeli ve ailelere yönelik
tatil paketleri geliştirilmelidir. Özellikle düşük ve orta gelirli Türk vatandaşının
Türkiye'nin turizm bölgelerine erişimi yeniden mümkün hale getirilmelidir,
çünkü Türk turizminin geleceği sadece yabancı turist sayısıyla ölçülemez; kendi
vatandaşını kaybeden bir turizm ülkesi uzun vadede çok önemli bir iç pazarı
kaybediyor demektir.
VE HÜKÜMET BU KONUYU KAPALI KAPILAR ARDINDA
TARTIŞMALI
Evet, bu mesele hükümet yetkilileri tarafından ciddi
biçimde ele alınmalıdır. Ancak çözüm vatandaşın seyahat özgürlüğünü kısıtlamak
olmamalıdır; “Yunanistan'a gitme” demek kolaydır, asıl mesele vatandaşa “Gitme,
çünkü Türkiye daha ucuz ve daha kaliteli” diyebilecek ekonomik şartları
oluşturmaktır. Devletin ve turizm sektörünün yapması gereken budur. Sektörün
artık kendi müşterisine bakıp “Biz bu vatandaşı neden Yunanistan'a
kaptırıyoruz?” sorusunu sorması gerekir. Çünkü mesele yalnızca Yunanistan'a
giden 1 milyon 400 bin turist değildir; mesele onların cebindeki para,
Türkiye'de yaratılabilecek istihdam, Türk otelinin doluluğu, Türk restoranının
cirosu, Türk çiftçisinin ürünü, Türk esnafının kazancı ve Türkiye'de kalacak
ekonomik değerdir.
SON SÖZ
Türk vatandaşı istediği ülkeye gitsin, buna kimsenin
itirazı yok. Ama Türkiye'nin kendi vatandaşını kendi turizm merkezlerinde tatil
yapamaz hale getirmesi de normalleştirilemez. Dahası, bu vatandaşın hemen karşı
kıyıdaki Yunanistan'a yönelmesi artık yalnızca turizm istatistiği olarak
okunmamalıdır, çünkü Yunanistan Türkiye'nin sıradan bir uzak turizm pazarı
değil, Ege'de Türkiye ile çözülmemiş ciddi meseleleri bulunan bir komşudur.
Türkiye Dışişleri Bakanlığı bugün dahi Yunanistan'ın bazı deniz yetki alanı
iddialarına ve 2025 Deniz Mekânsal Planı'na ilişkin itirazlarını
sürdürmektedir. Dolayısıyla Türkiye'nin kendi vatandaşına tatil yaptıramayıp
ekonomik değeri komşu ülkeye kaptırması, artık turizm politikası, ekonomi
politikası ve stratejik düşünce açısından birlikte ele alınması gereken bir
meseledir. Fakat çözüm vatandaşın önüne sınır koymak değil, Türkiye'yi
vatandaşının yeniden gönüllü olarak tercih edeceği bir tatil ülkesi haline
getirmektir. Çünkü vatan sevgisi nutuklarla değil, vatandaşın kendi ülkesinde
yaşayabildiği hayatın kalitesiyle de güçlenir. Türk vatandaşına kendi ülkesinde
tatil yapabileceği fiyatı veremiyorsanız, başkasının ülkesinde tatil yapmasına
kızmaya hakkınız yoktur. Ve Türk turizmcisi artık şunu çok iyi bilmelidir:
Müşterinizi pahalılaştırarak kaybederseniz, müşteri yalnızca başka bir otele
gitmez; bazen başka bir ülkeye gider. O ülke de tam karşınızda, Ege'nin öteki
kıyısındaysa, mesele artık sadece turizm değildir; mesele ekonomik rekabettir
ve bu rekabeti ciddiye almak zorundasınız. VESSELAM…
Neye dayanarak hazırladın bu makaleyi diyenler olursa diye
aşağıda veri kaynaklarımı yazdım. Arzu eden bakabilir.
Kaynakçalar: Bu makale hazırlanırken istatistiksel veriler,
ülke ilişkileri bilgileri ve turizm verileri esas alınarak derlenmiştir.
Kaynak: T.C. Dışişleri Bakanlığı Türkiye-Yunanistan İlişkileri, T.C. Dışişleri
Bakanlığı Yunanistan, Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) Turizm İstatistikleri
2025, TÜİK Turizm İstatistikleri I. Çeyrek 2026, TÜİK Hane halkı Yurt İçi
Turizm İstatistikleri, TÜRSAB değerlendirmeleri 2025 sezonu, TÜRSAB 2025 Turizm
Bülteni, T.C. Dışişleri Bakanlığı Türkiye-Yunanistan İlişkileri ve Ege
Sorunları notları.
