SÜT BEYAZ
AKTIKÇA
Çanakkale’nin
Ardından: Bir Vatanın Kalbinde Atan Mukaddes Sızı
Çalıştay
bitti, kararlar alındı ve mesleki birliğimizin geleceği için imzalar atıldı.
Ancak Gelibolu’nun rüzgârı ruhumuza öyle bir işledi ki, masadaki o resmi
evraklar, kalbimizdeki o derin sızının yanında sadece birer kâğıt parçası
olarak kaldı. Profesyonel bir gaye için geldiğimiz bu şehirde, asıl dersi
siperlerin arasında, isimsiz kahramanların huzurunda aldık.
"Gözyaşının
Rengi, Cinsiyeti ve Yaşı Yoktur"
Gelibolu’da
yürürken bir şeyi fark ettim: Bu topraklar insanın içindeki tüm kibri, makamı
ve unvanı söküp atıyor. Siperlerin arasında gezerken, yanımda yürüyen koca koca
adamların omuzlarının sarsıldığını, gözyaşlarına hâkim olamadıklarını gördüm.
Sadece bizler değil; gencecik kızların, delikanlıların gözleri yaşlı, başları
önde sükût içinde yürüyüşlerine şahitlik ettim.
O an, içimde
bir fırtına koptu. Bir köşeye oturup, avazım çıktığı kadar, dağa taşa duyuracak
şekilde bağıra bağıra ağlamak istedim. Yapamadım... Gezi boyunca sustum ama
içime, yüreğime yüreğime ağladım. Her nefesimde o barut ve kan kokusunun
sindiği toprağın ağırlığını hissettim.
"Kerkük’ten
Bursa’ya: Tek Bir Vücut, Tek Bir Ruh"
Şehitlikteki
mezar taşlarını tek tek okuduğumda, minnet duygusu iliklerime kadar işledi.
Mezarların başında durup nerelerden geldiklerine baktım: Bursa’dan koşan bir
yiğidin yanında Afganistan’dan gelen bir kardeş; Musul ve Kerkük’ten kopup
gelenin yanı başında Mekke’nin sıcağını yüreğinde taşıyan bir başka kahraman...
Osmanlı
coğrafyasının dört bir yanından, "vatan" denilen o mukaddes emanet
için birleşmişlerdi. Bu manzara karşısında insan şunu sormadan edemiyor: Biz
bugün bir mesleki birlik kurmak için çabalıyoruz; peki, bu kadar uzak
coğrafyalardan gelip aynı toprakta can verenlerin kurduğu o muazzam birliği
hakkıyla koruyabiliyor muyuz?
Bir
Ültimatom: "Geçemezsiniz!"
Yüzyıl önce
bu topraklara çöken karanlığa ve bugün hala o emelleri besleyenlere
sesleniyorum: Evet, "Çanakkale Geçilmez!" sözü bizim için içi boş bir
slogan değildir; bir imanın, bir iradenin mühürlenmiş gerçeğidir. Değil
Çanakkale Boğazı’nı, bu aziz Anadolu topraklarının tek bir santimetresini bile
geçemezsiniz! Bu toprağın altında yatan binlerce isimsiz şahit, bu iradenin
ebedi bekçisidir.
Gelibolu’nun
Sessiz Şahitleri: Tarihe Notlar
Alanı
gezerken her adımda tarihin o amansız anlarına dokunuyorsunuz. İşte o kutsal
mekanlardan kısa notlar:
57. Alay
Şehitliği: "Ben
size taarruzu değil, ölmeyi emrediyorum!" emrinin vücut bulduğu yer. Önemli
bir kısmı şehit düşen bu alay, sadakatin dünyadaki en büyük nişanesidir.
Conkbayırı: Savaşın kaderinin değiştiği, Mustafa
Kemal’in göğsündeki saatin parçalandığı o meşhur tepe. Burada süngü hücumuna
kalkan Mehmetçiğin nefesini hala duyabilirsiniz.
27. Alay
Siperleri: Düşman
çıkarmasını ilk karşılayan ve mermileri bitince süngülerini takarak "biz
buradayız" diyen çoğunluğu yöre halıdan Bigalılardan oluşan kahramanların
mevzileri. Siperler arası mesafe yer yer 8-10 metreye kadar düşmüştü; yani bir
adım sonrası şehadet, bir adım sonrası cennetti.
Alçıtepe
ve Müzeler: Savaşın
sadece topla tüfekle değil, imkansızlıklar içinde nasıl kazanıldığının kanıtı
olan objelerle dolu. Havada çarpışan mermileri gördüğünüzde, orada yaşanan
"mahşerin" büyüklüğünü anlıyorsunuz.
Yaşanmış
Bir Mucize: "Bir Bardak Su"
Savaşın en
yoğun anlarından birinde, yaralı bir Anzak askeri iki siper arasında acı içinde
kıvranırken, bir Türk askeri elindeki beyaz fanilasını tüfeğinin ucuna takıp
siperden çıkar. Ateş kesilir. Mehmetçik, yaralı düşman askerini kucağına alır,
kendi matarasından ona su içirir ve düşman siperine bırakıp sessizce geri
döner. İşte biz, ölümü öldüren ve düşmanına bile insanlık dersi veren bir
ecdadın torunlarıyız.
Bu kutsal
yolculuğun ardından cebimizde mesleki kararlar, ruhumuzda ise Çanakkale’nin
silinmez izleriyle dönüyoruz.



