Bursayı Keşfetmek İsteyenlerin Gazetesi

  • 45.3559
  • 52.7743
  • 60.4860
Çanakkale’nin Ardından: Bir Vatanın Kalbinde Atan Mukaddes Sızı
Çanakkale’nin Ardından: Bir Vatanın Kalbinde Atan Mukaddes Sızı

Çanakkale’nin Ardından: Bir Vatanın Kalbinde Atan Mukaddes Sızı

SÜT BEYAZ AKTIKÇA

Çanakkale’nin Ardından: Bir Vatanın Kalbinde Atan Mukaddes Sızı

Çalıştay bitti, kararlar alındı ve mesleki birliğimizin geleceği için imzalar atıldı. Ancak Gelibolu’nun rüzgârı ruhumuza öyle bir işledi ki, masadaki o resmi evraklar, kalbimizdeki o derin sızının yanında sadece birer kâğıt parçası olarak kaldı. Profesyonel bir gaye için geldiğimiz bu şehirde, asıl dersi siperlerin arasında, isimsiz kahramanların huzurunda aldık.

"Gözyaşının Rengi, Cinsiyeti ve Yaşı Yoktur"

Gelibolu’da yürürken bir şeyi fark ettim: Bu topraklar insanın içindeki tüm kibri, makamı ve unvanı söküp atıyor. Siperlerin arasında gezerken, yanımda yürüyen koca koca adamların omuzlarının sarsıldığını, gözyaşlarına hâkim olamadıklarını gördüm. Sadece bizler değil; gencecik kızların, delikanlıların gözleri yaşlı, başları önde sükût içinde yürüyüşlerine şahitlik ettim.

O an, içimde bir fırtına koptu. Bir köşeye oturup, avazım çıktığı kadar, dağa taşa duyuracak şekilde bağıra bağıra ağlamak istedim. Yapamadım... Gezi boyunca sustum ama içime, yüreğime yüreğime ağladım. Her nefesimde o barut ve kan kokusunun sindiği toprağın ağırlığını hissettim.

"Kerkük’ten Bursa’ya: Tek Bir Vücut, Tek Bir Ruh"

Şehitlikteki mezar taşlarını tek tek okuduğumda, minnet duygusu iliklerime kadar işledi. Mezarların başında durup nerelerden geldiklerine baktım: Bursa’dan koşan bir yiğidin yanında Afganistan’dan gelen bir kardeş; Musul ve Kerkük’ten kopup gelenin yanı başında Mekke’nin sıcağını yüreğinde taşıyan bir başka kahraman...

Osmanlı coğrafyasının dört bir yanından, "vatan" denilen o mukaddes emanet için birleşmişlerdi. Bu manzara karşısında insan şunu sormadan edemiyor: Biz bugün bir mesleki birlik kurmak için çabalıyoruz; peki, bu kadar uzak coğrafyalardan gelip aynı toprakta can verenlerin kurduğu o muazzam birliği hakkıyla koruyabiliyor muyuz?

Bir Ültimatom: "Geçemezsiniz!"

Yüzyıl önce bu topraklara çöken karanlığa ve bugün hala o emelleri besleyenlere sesleniyorum: Evet, "Çanakkale Geçilmez!" sözü bizim için içi boş bir slogan değildir; bir imanın, bir iradenin mühürlenmiş gerçeğidir. Değil Çanakkale Boğazı’nı, bu aziz Anadolu topraklarının tek bir santimetresini bile geçemezsiniz! Bu toprağın altında yatan binlerce isimsiz şahit, bu iradenin ebedi bekçisidir.

Gelibolu’nun Sessiz Şahitleri: Tarihe Notlar

Alanı gezerken her adımda tarihin o amansız anlarına dokunuyorsunuz. İşte o kutsal mekanlardan kısa notlar:

57. Alay Şehitliği: "Ben size taarruzu değil, ölmeyi emrediyorum!" emrinin vücut bulduğu yer. Önemli bir kısmı şehit düşen bu alay, sadakatin dünyadaki en büyük nişanesidir.

Conkbayırı: Savaşın kaderinin değiştiği, Mustafa Kemal’in göğsündeki saatin parçalandığı o meşhur tepe. Burada süngü hücumuna kalkan Mehmetçiğin nefesini hala duyabilirsiniz.

27. Alay Siperleri: Düşman çıkarmasını ilk karşılayan ve mermileri bitince süngülerini takarak "biz buradayız" diyen çoğunluğu yöre halıdan Bigalılardan oluşan kahramanların mevzileri. Siperler arası mesafe yer yer 8-10 metreye kadar düşmüştü; yani bir adım sonrası şehadet, bir adım sonrası cennetti.

Alçıtepe ve Müzeler: Savaşın sadece topla tüfekle değil, imkansızlıklar içinde nasıl kazanıldığının kanıtı olan objelerle dolu. Havada çarpışan mermileri gördüğünüzde, orada yaşanan "mahşerin" büyüklüğünü anlıyorsunuz.

Yaşanmış Bir Mucize: "Bir Bardak Su"

Savaşın en yoğun anlarından birinde, yaralı bir Anzak askeri iki siper arasında acı içinde kıvranırken, bir Türk askeri elindeki beyaz fanilasını tüfeğinin ucuna takıp siperden çıkar. Ateş kesilir. Mehmetçik, yaralı düşman askerini kucağına alır, kendi matarasından ona su içirir ve düşman siperine bırakıp sessizce geri döner. İşte biz, ölümü öldüren ve düşmanına bile insanlık dersi veren bir ecdadın torunlarıyız.

Bu kutsal yolculuğun ardından cebimizde mesleki kararlar, ruhumuzda ise Çanakkale’nin silinmez izleriyle dönüyoruz.